İspanya 1 – Barselona

İspanya Mayıs’ta gezilir…

Biz de öyle yaptık…

Deli gibi yağan yağmuru, sonrasındaki mis gibi kokuyu, güneşi, insanlarla dolu meydanları, aydınlık gökyüzünü, flamenkoyu, İspanyolca’yı  ve  Gaudi’yi seviyorsanız İspanya’ya mutlaka gitmelisiniz.

Biz, dört arkadaş bu yukarıda saydıklarıma ek olarak, gezmeyi, yeni yerler görmeyi ve farklı kültürler tanımayı sevdiğimiz için, 2016 Mayıs ayının sekiz gününü İspanya’ya ayırdık. Rotamızı uçakla, İstanbul-Barselona, trenle Barselona-Sevilla ve yine trenle Sevilla-Madrid olarak planladık. İzlediğimiz bu rota, yaklaşık yüz km yürüdüğümüz muhteşem bir geziye dönüştü. Tabi ki bu süre yetmedi, çünkü İspanya’da gezilecek çok yer, öğrenilecek çok şey var. Bu nedenle, bu sadece başlangıçtı diyerek şimdilik gezimizi, Barselona, Sevilla ve Madrid ile sınırlandırdık.

Burada yeri gelmişken tavsiye isterseniz eğer, Barselona’yı ayrı , Sevilla’yı ayrı zamanlarda gezin derim.

Üç şehir gezmek ve bol yürümek şeklinde planlama yapınca, yanımıza sadece kabin boy valiz ve sırt çantası alıp, online check-in ile İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanında fazla oyalanmadan direk uçağımıza geçtik. Sırt çantasıyla seyahat etmek gibisi yok, yüzlerce kişinin sıra beklediğini düşünürsek bizim uçağa geçişimiz sadece birkaç dakika sürdü denebilir. Üçbuçuk saat süren sakin ve bir o kadar heyecanla geçen yolculuğumuz Barselona El Prat (BCN) havalimanında sona erdi.

İmkanınız varsa, merkeze olan yakınlığı nedeniyle  El Prat Havaalanına iniş yapan uçuşları seçmenizi tavsiye ederim. (Pegasus havayolu , El Prat (T2) Terminal 2’yi kullanıyor)

Kapalı bir gökyüzünün hakim olduğu Barselona havaalanına indikten sonra ilk işimiz harita ve kısa detaylar için “information”a gitmek oldu. Hedefimiz, merkeze metro ile ulaşmaktı ancak metronun yeri ile ilgili kısa bir karışıklık yaşayınca tren ile merkeze gitmeye karar verdik. Kısa bir arayıştan sonra ulaştığımız tren istasyonunda, bilet makinalarından tren biletimizi aldık, görevliye de metro ve diğer seçenekleri bir kere daha sormayı da ihmal etmedik. Sonunda bizi şehir merkezine ulaştıracak trene bindik. Özellikle belirtmeliyim ki, soru sorduğunuz görevlilerin verdikleri bilgiler her zaman doğru olmayabiliyor. Yarı İngilizce, yarı İspanyolca anlaşmaya çalışmak işe yaramayabiliyor. Sizi anlamıyorlar buna ragmen anlamış gibi cevap veriyorlar . Buna dikkat ederseniz iyi olur. Trenden, ” Passage de Gracia” da inip, metro aktarmasıyla Universitat Metro durağına çıktık. Ve o andan itibaren artık Barselona’daydık.

La Rambla caddesine paralel sokakta yer alan “Hotel Gravina” ya (http://www.booking.com/hotel/es/gravina) metrodan sonra kısa bir yürüyüşle ulaştık. Otelimizi, Barselona’nın en meşhur ve en kalabalık caddesine gore seçmek çok akıllıca oldu diyebilirim. Özellikle de lokasyon mükemmeldi, La Rambla’ya yürüme beş  dakikalık mesafede olması bize çok zaman kazandırdı. Tertemiz , biraz soğuk ancak kocaman odamızda kısa süre dinlendikten sonra, lobide ikram edilen hoşgeldin kahvemizi içtik ve etrafı tanımak amacıyla kendimizi sokaklara attık. Ve ilk durağımız meşhur La Rambla oldu. Plaça de Catalunya ile deniz tarafında Kristof Kolomb heykeli arasında uzanan cadde sanırım dünyanın en meşhur caddesi. Denize doğru La Rambla’da yürürken, sağlı sollu sokaklar, dükkanlar, binaların aralarında ufak meydanlar, kafeler göreceksiniz. Görecek o kadar çok şey var ki, haritaya gerek olmadan rahat rahat gezebilirsiniz. Özellikle küçük kafeleri mutlaka denemelisiniz.

Sanırım herkesin Avrupa’da yağmurla imtihanı oluyordur, tahmin edeceğiniz üzere bizimde oldu. La Rambla caddesindeki kısa yürüyüşümüz sırasında başlayan şiddetli yağmur, bizi hazırlıksız yakaladı ve daha fazla ıslanmamak için ilk günden hesap sorulmaz diyerek  cadde üzerinde yer alan  “La Poma” isimli restauranta girdik. https://www.restaurantes.com/restaurante-la-poma

Oldukça şık ve bir o kadar da kalabalık La Poma’da yediğimiz herşey çok lezzetliydi. Siparişim olan özel soslu (ratatoulle sos) sebzeli morina balığı (cod) tabağın içinde küçücük kalmasına rağmen yüksek denebilecek bir bedel ödedik. Yorgunluğumuzu giderirken Barselona’daki ilk akşamımızı sohbetle tamamladık ve bu arada şiddetli yağan yağmur hafifledi.

O nedenle siz Mayıs’ta Barselona’ya şemsiyesiz gitmeyin. Ve bir tavsiye daha, eğer çok açsanız çabuk yemek yiyeceğiniz bir yer bakın derim.

katalunya-meydani
Plaça de Catalunya

İlk günü yorgun argın sonlandırıp, rahat bir uyku çektikten sonraki sabah, La Rambla’nın başlangıç noktası olarak da ifade edebileceğim Plaça de Catalunya (Katalunya Meydanı) ilk ziyaret ettiğimiz yer oldu. Heykellerle ve minik bir süs havuzununda yer aldığı meydan, bir bankta etrafı izleyerek içtiğimiz kahvenin keyfiyle  muhteşemdi. Meydan ve çevresinde  oyalandıktan sonra Müzik Sarayının bulunduğu sokağa yürüyüp muhteşem dış süslemeleri ve sokağın girişindeki üç boyutlu heykeli fotoğrafladık.

img_9990

Ara ara çiseleyen yağmur, biz Barselona Katedralinin önüne geldiğimizde yerini güneşe bıraktı. Barselona Katedrali,  iç detaylar açısından etkileyici devasa bir yapı. Katedral ve çevresinde fotoğraflarımızı çektikten sonra, yürüyerek  Gotik Mahallede  kaybolmanın keyfini yaşadık. Nereye çıkacağını bilmeden daracık sokakları arşınlamak, binaları seyretmek, küçük dükkanları dolaşmak harika. Bu nedenle biz Barselona’yı çoğunlukla yaya dolaştık ancak akşam otele dönüşümüzü taksi ile yapmayı tercih ettik. Dört kişi olunca bu seçenek çok mantıklı oldu bizim için.

Çiseleyen yağmur , güneşin kaybolmasıyla havayı soğutsa da dolaşmaya engel değil. Hediyelik eşya dükkanlarından birinden €3’ya aldığımız Barselona baskılı şemsiyelerimizle, ayaklarımıza karasular inene kadar yürüdük. Bu arada ek bilgi, hediye dükkanlarında pazarlık yapılabiliyor.

Yürümekten yorulduğumuz her an, gözümüze kestirdiğimiz küçük kahvecilerde molalar verdik.

Gotik mahallede yürümekten iyice yorulduğumuzda, yola yayılan taze çekilmiş kahvenin kokusunu takip edip girdiğimiz “Tostaderos Bon Mercat” kafede epey vakit geçirdik. İstanbul’da yorulunca çay ararken, Avrupa’da mecburen kahve çayın yerini alıyor ve kahve içmezseniz de yorgunluk geçmiyor.

Yeteri kadar dinlendikten sonra, sırayla Palau de la Generalitat de Catalunya (Internette yeteri kadar ansiklopedik bilgi mevcut) ve  Placa de Sant Miguel’i de gördük.  Sant Miguel meydanında kafeler mevcut, dinlenmek için güzel bir yer. Eğer soğuk havada güneşi yakalarsanız şanslısınız demektir.

Barselona’nın bana göre en büyüleyici kısımlarının başında Barri Gotic (Gotik Mahalle) geliyor. Buralarda yürümek o kadar keyifli ki, saatler nasıl  geçiyor anlamıyorsunuz.

Yukarıdaki fotoğrafları çektiğimiz yer El Born olarak geçiyor. İlginç bir biçimde Barselona’da yürümeye başladığınızda kendinizi her seferinde farklı ve bir o kadar ilginç yerlerde buluyorsunuz.

Yapacak çok şey olunca, hedefte belirli bir yer olmasına gerek de yok aslında. Sahil kısmında yürüyüş yaparken vaktimiz olduğuna karar verince Monjuic tepesine gitmeye karar verdik. Tepeye birkaç şekilde ulaşım mümkün ancak biz teleferikle gitmeyi ve gezimizi unutulmaz kılmayı tercih ettik. Teleferiğe, sahildeki Kristof Kolomb heykelini baz alarak ulaşabilirsiniz. Heykelin oraya geldiğinizde denize doğru baktığınızda teleferiği görebilirsiniz. Sahile hem  La Rambla üzerinden, hem de ters istikametten yürüyerek de ulaşabilirsiniz.

Teleferik kuyruğunda epey bekledikten sonra heyecanla bizi Monjuic Tepesine ulaştıracak kabine bindik. Mutlaka internetten çalışma saatlerine bakmanızı tavsiye ederim. Biz akşam saatine denk getirdiğimiz için tepeye sadece gidiş bileti aldık ve dönüşü taksiyle planladık.

84,5 mt yükseklikte olan teleferiğe, eğer hava çok rüzgarlıysa ve yüksekten korkuyorsanız binmemenizi öneririm.

Monjuic’ten dönerken yolumuzun üstüne Pablo de Espana (İspanyol Köyü) olduğu için şansımızı denemek istedik ve köye kadar yürümeyi tercih ettik. Mesafenin yakınlığı konusunda konuştuğumuz bir kişinin yanlış yönlendirmesi, yolumuzu çok uzatsa da çok güzel yerler gördük.  Yine de siz siz olun bunu yapmayın. En kolayı otobüs yada taksi ile inmek.

Ve günün sonunda güzel bir yemek için bazen iç güdülerinize güvenmek durumunda kalabilirsiniz. Biz de öyle yaptık, yürürken keşfettiğimiz “La Catedra” öğle ve akşam yemekleri için herkese gönül rahatlığı ile tavsiye edebileceğim bir mekan.

Özellikle deniz ürünleriyle pişirilmiş paella , kalamar, pizza ve tavuk çorbası, mantar çok lezzetli. Bu arada merak edenler İspanya’nın meşhur içkisi sangria’yı da deneyebilir. Fiyatlar yediğiniz şeye göre değişiyor ancak keyif alacağınız bir mekan La Catedra. Bir kere garsonları o kadar yardımsever ve hoş sohbetler ki, size özel misafirleriymiş gibi davranıyorlar.(Burada bahsetmeden geçemeyeceğim, Barselona ve Sevilla’da hizmet sektörü ne kadar iyi ve özenliyse, Madrid o kadar kötü)

Barselona’ya gelmeden önce notlarımız arasına aldığımız “La Bouqeria” pazar yeri gerçekten görülmeye değer. Taze meyve ve sebzenin bir arada bulunduğu renk cümbüşünün yaşandığı pazar yeri çok kalabalık , herşeyi almak istiyorsunuz.

La Bouqeria, bildiğiniz bir pazar yeri ve her şey var. Ekmek, taze sıkılmış meyve suları, meyveler, sebzeler, pişmiş ürünler…Karnınız aç giderseniz kesinlikle doyarsınız ve tabi gözünüz de doyar. Ancak kalabalık olduğu için sıcak yemek için sıra beklemek zorunda kalabilirsiniz.

Barselona’da gezilecek o kadar çok yer var ki, eğer sıralama yapmaz ve rota çizmezseniz sonuçta hiçbiryeri hakkıyla gezemezsiniz. Hatta kalacağınız gün sayısına göre öncelik belirlerseniz çok daha iyi olur. Bizim planımız, sırasıyla, Gotik Mahalle (Barri Gotic), Barselona Katedrali (Catedral de Barcelona), La Rambla Caddesi (La Rambla), Müzik Sarayı (Palau de la Musica Catalana), Sagrada Familya (Sagrada Familia), Gaudi’nin evleri , Park Güell, İspanyol Köyü (Poble de Espana), Montjuic ,ara sokaklar, sahil kısmı  idi. İlk gün sonrası, etrafa uyum sağladıktan sonra da planlama yapabilirsiniz.

Ancak gideceğiniz yerler için internetten giriş-çıkış saatlerine, bilet alma konusundaki bilgilere bakmanızda fayda var. Özellikle Park Güell ve  Sagrada Familia için önceden bilet almanızı tavsiye ederim. Mesela, Park Güell girişi, gruplar halinde, belirlenmiş saatlere göre yapılıyor. Sagrada Familia biletini de mutlaka birkaç gün öncesinden alın. Kapıdan bilet almak için çok beklersiniz yada bilet alamayabilirsiniz.

Park Güell, geniş bir alana yayılmış bir park. Giriş için belli bir saate kadar beklememiz söylenince vakit darlığından dolayı sadece parkın bedelsiz gezilebilen kısmını görebilmek için  ağaçların arasındaki patikadan yürüyerek içeri girdik. Bilet almadığımız için, ana bölüm olarak tabir edebileceğim meydana  giremedik. Yine de çok güzel fotoğraflar çektik ve Sagrada Familia için oradan ayrıldık. Park Güell’i detaylı gezmek isterseniz,  gezi süresini de hesaba katarak biletinizi almanızı ve sonraki programınızı buraya göre belirlemenizi tavsiye ederim.

Park Güell’in önünden taksiye binip Sagrada Familia’ya geçtik. Internetten aldığımız bilet sayesinde sıra beklemeden Gaudi’nin bitmemiş şaheserine büyük bir heyecanla adım attık.

Bana sadece üç  kelimeyle Sagrada Familia’yı  anlat derseniz size şunları söyleyebilirim; Rengarenk, Devasa, Etkileyici… Daha fazla kelimeyle ise, bugüne kadar gördüğüm en muhteşem, en etkileyici, en unutulmaz yapı diyebilirim. İçerideki renk yansımaları o kadar harika ki, zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz bile. Ve tabi kalabalık.

Binanın dışında çok ayrıntı var, bu detayların hepsini anlamaya çalışmaya saatler yetmez sanırım. Yapının üst kısmındaki meyveler, Tanrıya şükran amacıyla yapılmış. Yakından devasa görünen yapı, uzaktan pasta üstündeki küçük bir heykeli andırıyor. Böylesi muhteşem bu yapının mimarı olan Antoni Gaudi’nin 14 yıl süren çalışması, talihsiz  bir şekilde araba kazasında ölmesiyle sona ermiş ancak inşaat halen devam etmekte. Süren çalışmalar nedeniyle uzaktan çekilen fotoğraflarda koca koca vinçler de karede yerini alıyor.

İçerde ve bahçesinde saatlerimizi geçirip, yeteri kadar fotoğraf çektiğimize karar verdikten sonra birşeyler içmek için katedralin tam karşı sokağına daldık ve Copa cafede katedral manzarası eşliğinde kahvelerimizi yudumladık.

Sagrada Familia sonrası rotamızı Gaudi’nin eserlerine göre planladığımız için ilk hedef Casa Mila ve Casa Batllo oldu. Yürüyerek güzergahı tamamlamak istediğimiz için çok yorulduk çünkü Sagrada Familia’dan ulaşmak çok kolay olmadı.

Her iki yapıyı da dıştan görmek bize yetti. Barselona’nın her yerinde Antoni Gaudi’ye ait bir şeyler görmek mümkün.

img_2257

Barselona şehir olarak  gezmesi oldukça kolay bir yer.  O nedenle alın uçak biletinizi, ayarlayın otelinizi ve de bir harita edinin, oldu bu iş. Ayağınızda rahat bir yürüyüş ayakkabısıyla keyfini çıkartın Barselona sokaklarının. Sonra, yok biz duymadık yok biz bilememişiz demeyin 🙂

Yazımı,  Barselona La Rambla’da yer alan “Artisa Barcelona”‘kahve dükkanında asılı olan bir sloganı yazarak sonlandırmak istiyorum.

” Dream big. Say please and thank you. Try your best. Be grateful. Choose to be happy. Smile. Hug often. Offer to help. Sing, laugh,dance. “

” Hayal gücün büyük olsun, lütfen ve teşekkür ederimi dilinden eksik etme, elinden gelenin en iyisini yap, şükret ve mutlu olmayı seç, insanlarla gülümseyerek konuş, sevdiklerinle kucaklaş, insanlara yardım et, şarkı söyle, eğlen ve dans et. Ben bu önerilere tek bir şey eklemek istiyorum. Ailene, sevdiklerine ve gezmeye zaman ayır”

IMG_2634
Mutlu olun ve dostlarla  gezin

Herşey gönlünüzce olsun!

Ebru Uçku

Not:  Aramızda kalsın, Barselona yazımın devamını revize edilmek üzere sonraya bırakmıştım. Az önce yeteri kadar anlatmış olduğuma karar verdim vee burada noktayı koyuyorum . Umarım beğenirsiniz ve içinizde “ben de gitmeliyim” duygusu uyanır. İşte o zaman gerçekten mutlu olurum.  

Kısa süre sonra Sevilla’dayız, beklerim.

IMG_2815

İspanya 1 – Barselona” üzerine 5 yorum

  1. Okurken anılarım tek tek gözümün önünden geçti. Meraklı, heyecanlı, mutlu, sevgi dolu hissettiğim anlar canlanıverdi. İçten bilgi paylaşımı denilen bu olsa gerek. Emeğine sağlık. Sevgiler

    Beğen

  2. Sevgili arkadaşım Geztronot Ebru’ dan, akıcı ve sürükleyici betimlemeleri ile okuyucuyu da içine çeken harika bir yazı daha. Sayesinde bugün , hatta 10 dakika önce La Rambla da çiseleyen yağmur altında dolaştım , La Catedra da kendime bir paella sipariş ettim afiyetle yedim ☺️Sonra yediklerimi eritmek için Park Güell ‘de bir gezintiye çıktım . Gotik mahalleden yolu geçen , gelmiş geçmiş tüm insanlarla selamlaştım . Sagrada Familia ‘ da kendimi rengarenk boyadım ✨ o şirin kupalarda ne içtiklerini bilmiyorum ama bende kendime bol köpüklü bir türk kahvesi yapıp, kocaman gülümseyen güzel arkadaşıma gülümsedim . Elbette gidin görün gezin yaşayın ama bunu o an için yapamayanlarda üzülmesin. Takılın Ebru’nun kalemine,okuyun satır satır acele etmeden , kapatın gözlerinizi ve gidin gidebildiğiniz yere kadar … Eline , ayağına sağlık Ebrucuğum ❤️

    Beğen

  3. İki defa gitmeme rağmen ancak bu kadar güZel anlatmaya hala birçok şeyi pas geçtiğimi farkettim.
    Eline diline ve emeğine sağlık çok faydalı Ve güzel bir anlatım

    Beğen

  4. Bir rehber ancak bu kadar güzel anlatabilirdi. Çok güzel bir sunum.Emeğinize sağlık.Bence çok gezen bilir.Nice seyahatlere

    Beğen

  5. Emeğine , diline, yüreğime sağlık. Çok güzel kaleme dökmüşsün . Gitmedim ama kafamda çok güzel şeyler belirdi. İnşallah gitme fırsatı bulurum.
    Sevgiler
    Nurcan Demir

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s